
Çerno’nun Sadakati

Ken’an Rifâî, çocukluk yıllarını Filibe’deki dedesi Hacı Hasan Bey’in çiftliğinde, doğanın ve o günlerin huzur dolu nimetleriyle çevrili bir ortamda geçirdi. Bu zengin tabiat ve aile ortamı, onun manevi dünyasında derin izler bıraktı. Sohbetlerinde sık sık bu günlere ait anılarına yer verirdi.
Bir anekdota göre, ailesinin evinde “Çerno” adında sadık bir köpek vardı. Çerno, zamanla yavrulayıp çoğaldıkça sokağa bırakılırdı. Bir gün, Filibe’ye yönelik bir tehdit ortaya çıktığında, Ken’an Rifâî’nin babası İstanbul’a gitmek zorunda kalırken, annesi Filibe’de kaldı. Çerno, her gece yavrularını toplayarak evin etrafında bekçilik yapar, sadakatini gösterirdi.
Ken’an Rifâî, bu hatırasını anlatırken, sadakatin yalnızca hayvanlarda bulunabilen bir özellik olmadığını, gerçek insan meziyetinin aşk olduğunu vurgular. “Sadakat, hayvanda da bulunabilir. Ancak aşk, insana özgüdür. Bir köpek bile sahibine canını feda edebilir, ama aşkla dolu olmak insana mahsustur.”
Bu anekdot, Ken’an Rifâî’nin sadakat ve aşk kavramlarını nasıl ayırt ettiğini ve insani değerleri nasıl yücelttiğini gösterir. Onun manevi rehberliğinde, sadakat önemli bir erdem olsa da gerçek insanlık aşkla dolu olmaktır.

