
Doğa ile Sohbet: Söğüt ve Tırtılların Hikayesi

Ken’an Rifâî’nin doğaya olan hassasiyeti ve çevre bilincine sahip bir sufi olduğunu gösteren en sevimli anekdotlardan biri, onun Bostancı’daki evinde yaşadığı bir olaydır. Ken’an Rifâî, her zaman oturduğu pencerenin karşısında duran söğüt ağacını çok sever. Söğüt ağacı, onun için adeta bir dost gibidir.
Bir gün, bu söğüt ağacı tırtılların saldırısına uğrayarak yapraklarının çoğunu kaybeder. Durumu fark eden Ken’an Rifâî, öğrencilerini çağırır ve şöyle der:
“Bugün zor bir meseleyle karşılaştım. Komşum söğüt ağacı bana dert yandı ve dedi ki: ‘Sen ne biçim komşusun ki bana hiç yardım etmiyorsun? Bak, yapraklarımı tırtıllar yiyor. Böyle giderse kısa zamanda kuruyacağım.’ Ben de ona cevap verdim: ‘Bir mesele hakkında hüküm vermeden, her iki tarafı da dinlemek gerekir. Bir de tırtılları dinleyelim, bakalım onlar ne diyor.’ Tırtılların da haklı olduğu hususlar var. Onlar da diyorlar ki: ‘Bize nafakamızı temin için bu ağaç gösterildi, gözümüzü dünyaya burada açtık, ne yapalım, gıdamızı temin etmeyelim de ölelim mi?’ Şimdi ben ikisi arasında kaldım. Acaba haklı olan hangi taraf, bu hususta sizler ne diyorsunuz?”
Bu olay üzerine öğrencilerle bir süre tartışma yaşanır. Kimisi tırtılları, kimisi de söğüt ağacını haklı bulur. O sırada, odanın havasını değiştirmek için pencereyi açan biri heyecanla bağırır: Söğüt ağacındaki tırtıllar, uzun bir göç kervanı halinde ağacın gövdesinden inerek yandaki boş tarlaya doğru ilerlemektedir.
Ken’an Rifâî, bu olaydan doğanın dengesi ve her canlının yaşam mücadelesi üzerine derin dersler çıkarır. Söğüt ağacı ve tırtıllar arasındaki bu denge, onun öğrencilerine doğaya ve tüm canlılara saygıyı öğretmek için önemli bir fırsat yaratır.

